Çocuklarda Özgüven

Kategori: Anne Baba Okulu | 0
Bu Yazıyı Paylaşın:

Çocuk yetiştirmek güzel sanatlarla uğraşanların ürettiklerine göre, daha kapsamlı, bilgi ve beceri isteyen, uzun uğraşılardan sonra sunuma açık bir ürün almanın çok zor olduğu farklı bir sanattır.

Bu farklılık insan doğasına özgü, duygu ve tepkilerin ayrıcalığıdır. Sanatçı yapıtını geliştirir ve topluma sunar. Bu yapıtın sunum sonrası geliştirilecek, farklı boyutlara vardırılacak durumu yoktur. Oysa insan, çocukluğundan başlayarak öğrenecek, beceri kazanacak ve yeteneklerini geliştirecek bir yaşam süreci geçirecektir. Bu sürecin olumlu ya da olumsuz sonuçlarına anne-babanın etkisi büyüktür. Anne-baba bilinçli davranış örnekleriyle, toplumsal kuralları benimsetmesiyle, olumlu gördüğü gelişmeleri desteklemesiyle, olumsuzlukların düzeltilmesinde ona yardımcı olmasıyla, çocukta özgüven duygusunun gelişmesine yardımcı olur.

Her çocuğun kendine özgü bir kişilik geliştireceği tartışılmaz. Bizim yönlendirmemiz ya da başkasının özelliklerini taşımasını istememiz yersiz olur. Bazı aileler hayal ettikleri kişilik örneğini çocukları ile özdeşleştirmek isterler. Örnek kişiliğe uygun olmayan davranışları ise hatalı sayarlar. Böyle bir ortamdaki çocuğun içe kapandığı görülür. Bu çocuk özgüven geliştiremediği için ya ailenin isteklerine boyun eğer, ya da asi bir yapı gösterir.

Çocuğa gösterilen sevgi ve şefkat doğal ve kararlı olmalıdır. Sevmek; sürekli güler yüz göstermek ve her an sarılıp öpmek değildir. Özdeki sevgi önemlidir. Çocuğun sevgimizden kuşku duyması ruhsal bocalamasına ve güvensizliğe kapılmasına neden olur. Kararlı ve tutarlı bir sevgi her şeyden önemlidir.

Anne ve baba çocuk gelişiminde birlikte hareket etmeye özen göstermelidir. Annenin çocukla bir olup babaya karşı, babanın ise anneye karşı çocukla tavır alan tutumları hatalı olur. Her ailenin, ilk çocukla birlikte bir takım beceriler kazanacağı kuşkusuz olduğundan, onların zaman zaman hataya düşmesi de doğal olacaktır. Hataları çocuğun olmadığı ortamlarda tartışıp yanlışları ortadan kaldırmak olası iken, çocuğun ortamında tartışmanın, anne-babada olduğu kadar çocukta da iç çatışma yaratacağı düşünülmelidir. Çocuğun yetişmesini sağlarken anne-baba arasındaki kırgınlık ve kızgınlıklar kontrollü olmalıdır. Çocuğun yüksek sesle söylenene karşın, yumuşak sesle söylenene daha çabuk uyum gösterdiği örnekleri yaşanır. Onun yanılgılarını küçümsemek, başa kakmak ve sindirip korkutmak yararlı olamaz. Ancak her yaptığını şımartırcasına kabullenmek de doğru olmaz. Süresi çok kısa olmak koşuluyla zaman zaman ceza verilebilir. Ancak ceza, düşüncesi için değil, eylemi için verilmelidir. Verilecek cezanın suçu aşmaması ve ceza verilmeden önce çocuğun dinlenilmesi önerilir. Anne-baba adil kararlar verebiliyorsa çocuk alınan kararlar karşısında anne-babasına olan sevgi, saygı ve güvenini yitirmez.

Çocuğa, ancak yapabileceğimiz isteklerini karşılamak için söz vermeliyiz. Verilen söz mutlaka yerine getirilmelidir. Onun her istediğinin hemen karşılanması ise hatalı olur. Çaba harcama heyecanına, isteklerin bazılarını kendince karşılayabilmenin zevkini yaşamasına yardımcı olunmalıdır. Yeteneği bilinerek ona iş vermek, başladığı işi tamamladıktan sonra ödüllendirmek, daha sonraki girişimleri için başarabilme zevkini özletecektir. Oysa çocuklar başarısız kaldığı durumlarda çevrenin olumsuz tepkilerine karşı çok duyarlıdırlar, çabukça umutsuzluğa kapılırlar. Onu, hatalarından çok, başarılarından söz ederek, başarma duygularını artırmaya çalışmak motive edici olacaktır. Böyle ortamda gelişen bir çocuk dengeli, sorumluluk bilinci gelişmiş, bağımsız yaşayabilme becerisine sahip olacaktır. Küçük sorunların üstesinden gelme becerisi edinen bir çocuk, büyüdüğünde karşılaşacağı çok büyük sorunların da üstesinden gelmeyi başaracaktır. Unutulmaması gereken; “Özgüven sahibinin başaramayacağı bir iş yoktur” kuralı olmalıdır.

Bu Yazıyı Paylaşın:

Bir Cevap Yazın